İklim Değişikliği İle Mücadelede Türkiye'nin Konumu: Kirlilik Sığınağı Hipotezinin Fourier Yaklaşımıyla Ampirik Analizi


Öz D.

Güncel Ekonometrik Yaklaşımlar: Zaman Serisi Analizleri Çerçevesinde Teori ve Uygulamalar, İMRE BIYIKLI SÜREYYA, Editör, Gazi Kitabevi, Ankara, ss.43-61, 2025

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Mesleki Kitap
  • Basım Tarihi: 2025
  • Yayınevi: Gazi Kitabevi
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.43-61
  • Editörler: İMRE BIYIKLI SÜREYYA, Editör
  • İstanbul Ticaret Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışma, Türkiye’de Kirlilik Sığınağı Hipotezi’nin (KSH) geçerliliğini değerlendirmekte ve elde edilen bulgular ışığında çevre politikalarına yönelik çıkarımlar sunmaktadır. KSH, sıkı çevre politikaları uygulayan gelişmiş ülkelerdeki kirletici sanayi faaliyetlerinin, çevresel düzenlemeleri daha esnek olan gelişmekte olan ülkelere kaydığını öne sürmektedir. Türkiye, son yıllarda doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) açısından cazip hale gelirken, çevresel sürdürülebilirlik konusundaki yükümlülükleriyle yatırım politikaları arasındaki denge tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda, 1977–2023 dönemine ait karbon emisyonları (CO₂), Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), DYY ve enerji tüketimi verileri kullanılarak Türkiye’nin konumu analiz edilmiştir.

Çalışmada zaman serilerinin durağanlık düzeyleri Fourier ADF (FADF) testi ile belirlenmiş; yapısal kırılmaları ve dönemsel etkileri dikkate alan Fourier ADL modeli aracılığıyla değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye’de karbon emisyonları (CO₂), Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), DYY ve enerji tüketimi arasında uzun vadede istatistiksel olarak anlamlı bir koentegrasyon ilişkisinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuç, Kirlilik Sığınağı Hipotezinin Türkiye bağlamında uzun dönemli geçerliliğine dair güçlü bir ampirik destek sunmamaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesinde kirletici yatırımlar açısından sistematik bir risk taşımadığını, ancak çevre politikalarının yatırım kararlarıyla bütünleştirilmesi gerektiğini göstermektedir.