AJIT-e: Bilişim Teknolojileri Online Dergisi, cilt.17, sa.2, ss.240-278, 2026 (TRDizin)
Bu çalışmada, yapay zekâ teknolojisinin medya ve iletişim disiplinleri üzerindeki dönüştürücü etkisi, özellikle gerçeklik, temsil ve müelliflik kavramları bağlamında derinlemesine analiz edilmektedir. Yapay zekâ uygulamalarının sinema, televizyon, gazetecilik ve reklamcılık gibi alanlarda üretim ve zaman açısından önemli kolaylıklar sağlamasına karşın, bu teknolojiyle geliştirilen metinlerdeki gerçeklik, temsil ve müelliflik sorunları temel problematiği oluşturmaktadır. Çalışmada sinema, sosyoloji, hukuk, psikoloji ve psikiyatri gibi farklı alanlardan uzmanlarla gerçekleştirilen derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, yapay zekânın mevcut gerçeklik algısını derinden sarsan yeni bir ontolojik duruma ve epistemolojik sarsıntıya yol açtığını göstermektedir. Yapay zekâ tarafından üretilen göstergeler, Ferdinand de Saussure’ün vurguladığı somut bir gösterilenden yoksundur. Ayrıca, bu göstergeler kendisine dahi göndermede bulunmadığından, Jacques Derrida’nın différance kavramının öngördüğü çağrışımsal dönüşümü engellemektedir. Roland Barthes’in gösterilenden bağımsız, içi boşalan göstergeler vurgusunu teyit eden bu durum, anlam alanını nihilizmin kökeninde yer alan Nichts/hiç merkezli bir boşluğa sürükleme riskini taşımaktadır. Bu bağlamda, ortaya çıkan durum, Baudrillard’ın bahsettiği, hakikat ile kurmaca arasındaki ilişkinin ortadan kalktığı bir hipergerçeklik olarak nitelendirilmektedir. Çalışma sonucunda, geleneksel müellif-eser-anlam üçgeninin yapay zekâ araçlarıyla köklü biçimde dönüştüğü, üretici otoritenin ise tekil özneden çıkarak prompt yazarı ve veri kümeleri arasında dağıtık, hibrit bir yapıya dönüştüğü temel sonucuna ulaşılmıştır. Yapay zekânın kendi çıktısını tekrar girdi olarak kullanması ihtimali, temsiliyet ve anlam üretiminde kısır döngü riski yaratmakta, bu durum çeşitliliğin azalmasına ve anlamsal dejenerasyona yol açabilmektedir. Bu dönüşümün yıkıcı bir tektipleşmeye ve hakikat algısının çözülüşüne evrilmemesi ise eleştirel insan müdahalesine ve disiplinlerarası bir etik çerçeveye bağlıdır.