Çok-Duyulu Film Deneyimi Üzerine Fenomenolojik Bir İnceleme: 2010 Sonrası Türk Sineması


Arş. Gör. Dr. ERDİL LEVENT ERTAN

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü , Radyo, Televizyon ve Sinema, Türkiye

Tez Danışmanı: Şebnem Soygüder Baturlar

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

    Sinema çalışmalarında film seyir deneyimi uzun süre mesafeye dayalı göz-merkezci bir perspektifle ele alınmış ve salt görsel algı üzerinden işleyen entelektüel/zihinsel bir anlamlandırma pratiğine indirgenmiştir. Bu durum, film deneyimindeki bedensel boyutun çoğunlukla arka planda kalmasına yol açmıştır. Sinema teorilerinin filmi temsil, anlatı, gösterge, kavram ve dil temelinde kavradığı bir düzlemde bu çalışma; sinemayı bedenselleşmiş ve çok-duyulu bir algılama etkinliğinin gerçekleştiği estetik bir deneyim alanı olarak değerlendirmektedir. Nitekim film-fenomenolojisi film seyir sürecini, yaşayan-beden aracılığıyla kurulan çok-duyulu bir algı deneyimi olarak kavramaktadır. Bu yaklaşım görmeyi, bedenden bağımsız ve “öteki” duyulardan ayrıcalıklı bir konuma yerleştirmek yerine, onu bedenin tüm duyularıyla iç içe geçen bütüncül bir algılama biçimi olarak değerlendirir. Böylelikle temsil edilemeyen (dokunma vd.) duyuların bedenleştirilmiş seyir deneyimindeki rolüne daha fazla odaklanmaktadır.

    Bu anlayış, film ile izleyici arasındaki ilişkiyi etkin/edilgin ve özne/nesne gibi Kartezyen ayrımlara hapseden tek taraflı bir anlamlandırma sürecinden çıkararak bedensel algılamanın merkezde olduğu bir etkileşim, bedensel bir karşılaşma olarak tanımlamaktadır. Her ne kadar film-fenomenolojisi film deneyiminin bedensel ve çok-duyulu yapısını kuramsal olarak açıklamaya çalışmış olsa da bu yaklaşımın özellikle seyirciler tarafından nasıl deneyimlendiği ve bu durumun film ile seyirci ilişkisini hangi açılardan dönüştürdüğü yeterince incelenmemiştir. Bu nedenle çalışma, 2010 sonrası Türk sinemasında yer alan Koca Dünya (2016), Kaygı (2017) ve Aniden (2022) filmleri üzerinden, film deneyiminin yalnızca görsel algıya dayalı, bedenden yalıtılmış zihinsel bir süreç olarak değil bedenleştirilmiş ve çok-duyulu bir algılama biçimi olarak nasıl gerçekleştiğini fenomenolojik bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır.

    İzleyici deneyiminin ilişkisel yapısını irdelemek adına çalışmada nitel araştırma yöntemi çerçevesinde fenomenoloji deseni benimsenmiştir. Bu tercihin sebebi; fenomenolojinin felsefi tavrı ile yöntemsel uygulamasını bütünleştirerek film deneyimini seyircinin bedensel varoluşu, duyusal kapasitesi, algısal yönelimleri ve yaşantıları üzerinden okumaya olanak sağlamasıdır. Bu sebeple araştırma süreci, sinema çalışmalarında sıklıkla ihmal edilen bedensel ve duyusal deneyimi nitel veri üretiminin merkezine yerleştirerek, betimsel ve yorumlayıcı bir fenomenolojik kavrayış çerçevesinde yapılandırılmıştır. Nitekim köklerini felsefi arka plandan almayan bir yöntemsel uygulamanın, odaklanılan fenomene dair bütünlüklü bir kavrayış sunması oldukça güçtür. Dolayısıyla fenomenoloji felsefesi ile nitel araştırma deseni olan fenomenoloji ayrılmaz bir bütün olarak ele alınmıştır. Bu felsefi-metodolojik tutarlılık “film deneyimi” fenomeninin tüm boyutlarıyla derinlemesine incelenebilmesinin zeminini oluşturmuştur.

    Araştırma kapsamında üç film için toplam 30 katılımcıyla yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve veriler katılımcıların film deneyimlerini betimlemelerine olanak tanıyan bu görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Bulgular; filmin izleyici karşısında “güvenli” bir mesafeden izlenilen ve yalnızca zihinsel olarak anlamlandırılan bir temsil nesnesi olmaktan çıkarak izleyicinin algısal yönelimlerini belirleyen ve bedensel özdeşleşmesini (katılımcı eylemsellik) mümkün kılan canlı bir etkileşim alanına dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca katılımcıların aktarımları, film deneyiminin bedenden yalıtılmış tek bir duyuya indirgenemeyen bütüncül bir algısal yapı sergilediğini, görmenin ise merkezi konumunu korurken bedenin diğer duyularıyla bütünleşerek işlediğini ortaya koymaktadır. Benzer biçimde dokunma ve koklama gibi temsil edilemeyen duyulara ilişkin yoğun çağrışımlar, sinemasal deneyimin yalnızca görsel (ve işitsel) uyaranlarla sınırlı kalmayıp duyular arasında geçişken ilişkiler kurarak haptik ve sinestetik etkiler yarattığına işaret etmektedir.

    Nitekim araştırma bulgularından hareketle izleyicinin, film deneyiminde gören (ve işiten) bir gözlemci pozisyonundan sıyrılarak tüm duyusal kapasitesiyle filme yöneldiği, hissettiği ve onunla bedensel düzeyde karşılıklı bir ilişki kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye’deki sinema çalışmalarının büyük ölçüde aygıt, anlatı, ideoloji, neoformalizm, psikanaliz ve göstergebilim odaklı geleneksel yaklaşımlar etrafında şekillendiği dikkate alındığında, bu araştırma; film deneyimini temsil ve zihinsel anlamlandırma merkezli kavrayışın ötesinde onu bedenleştirilmiş ve çok-duyulu bir algı temelinde yeniden ele alarak alanyazına kuramsal ve metodolojik bir katkı sunmaktadır. 

    Anahtar Kelimeler: film deneyimi, fenomenoloji, haptik görsellik, sinestetik etki, bedenleştirilmiş seyircilik, Yeni Türk Sineması