FİZİKSEL SINIRDAN ALGISAL SINIRA DÖNÜŞEN GETTO KAVRAMI: “SAVAŞ SONRASI GETTOSU VE GECEKONDU BÖLGELERİ”


Geçkili Karaman P.

TÜBİTAK Projesi, 2209-A - Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı, 2023 - 2024

  • Proje Türü: TÜBİTAK Projesi
  • Destek Programı: 2209-A - Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı
  • Başlama Tarihi: Ekim 2023
  • Bitiş Tarihi: Ekim 2024

Proje Özeti

     İlk getto kavramı Venedik’te Yahudilere karşı yapılan soykırıma dayanmaktadır. Ortaya çıktığı dönemlerde baskı ve fiziksel sınırların ağırlıklı olduğu bir oluşum ve yapılaşma söz konusuyken günümüzde ise bu baskılar tamamen değişmemekte ama fiziksel sınırlarla oluşturulmuş olan toplumdan ve kentten dışlanma durumu Savaş Sonrası Gettosu ve gecekondu bölgelerinde algısal sınırlara dönüştüğünü görmekteyiz. Toplum belleğinde bu bölgelerin tekinsiz alanlar olarak yer alması ve tehdit, hastalıklı olarak görülmeleri bu sınırların oluşmasında ana nedenlerden olmaktadır. Bu problemli görülen durumları ortadan kaldırmak üzere yine mekânsal ve eylemleri kısıtlamak, ortadan kaldırmak üzere izlenen yollar ise problemin ana kaynağını oluşturmakta ve sınırları gerilimli hale getirip farklı suçların ve tehditlerin ortaya çıkmasına neden olarak toplumsal düzeni ve kenti olumsuz yönde etkilemektedir. Savaş Sonrası Gettolara ve Gecekondulara kentin ittiği bölgeler olarak bakmayıp potansiyelli yönleri ele alınmalı ve kenti, toplumu besleyecek olan yönleri engellenmeyip ortaya çıkarılmalıdır. Bu durum ise kent içinde sağlıklı kurulan mekânsal ilişkiler doğrultusunda gerçekleştirilebilecektir. Çünkü mekân bir toplum veya bir bölge için egemenliğin ve hakimiyetin sağlanabileceği yegâne faktörlerden biri olarak görülmekte ve mekân üzerinden kurulan bu egemenlik olgusu sorunları oluşturan nedenlerin başında gelmektedir. Peki kullanıcı üzerinde algısal ve fiziksel etkisinin bu kadar güçlü olduğu mekâna ayrıştırıcı özelliği üzerinden değil de birleştirici, farklılığın bir aradalığı özelliği üzerinden yaklaşırsak ve mekânsal, sosya-kültürel, eylemsel potansiyelleri ele aldığımızda nasıl bir durum ortaya çıkardı? Bu projenin ana çıkış noktasını oluşturan soru da bu olmuştur.